24 Nisan 2016 Pazar

Sanatsal Özgeçmişim

                               Sanatsal Özgeçmişim

Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu (Marmara Üniversitesi) Dekoratif-Resim Bölümü’nün Herr Müller ve Herr Schimph atölyelerinden mezun oldum. Resimlerim özel koleksiyonlarda ve kamu kuruluşu koleksiyonlarında yer almakta. Elmadağ Arif-i Paşa Apartmanı’ndaki atölyemi kapattım, yeni çalışmalarımı Cunda Adası’nda sürdürüyorum.
Uzunca bir dönemin emeğini taşıyan ilk sergimde yağlıboya, suluboya, guaş ve pastel resimler vardı. Doğadan, insan ve hayvanlardan esinlenerek yapılmış fantastik soyutlamalardı. Biçimde denenmemiş kompozisyonlara gitmeyi, özgün formlar ve onlarla uyumlu kışkırtıcı renkler aramayı hedefliyordum. Resim süs eşyası değildi; bir dünya görüşüydü ve çok şükür ki bunun bilincindeydim. Soyutlama insanın doğaya bakışını değiştirme, giderek insanı değiştirme yollarını arıyordu. Bayağı devrimci bir yaklaşım ve doğayla yapılan bir çeşit düelloydu. Yani pek kolay değildi, ilk başlarda tuvalin karşısında çaresiz kaldığım anlar bile oluyordu. Soyut kavramı Türkiye için çok gençti ! Dolayısıyla resimlerimi daha çok yabancılar beğeniyordu.
Daha sonraki dönemim uzun bir suluboyaya doyuş dönemidir. Suluboyanın nasıl kullanıldığı çok önemli ! Beyaz bir kağıda bir nokta koymak, bir çizgi çizmek, bir renk atmak resme başlamak demek… Suluboya çok saydam olmalı ve çabucak bitirilmeli, nazlıdır, en ufak hatayı kabul etmez, onun için konsantrasyon üst seviyede olmazsa olmaz. Suluboya figür ister, anlamlı olmak, sevilmek ister. Böylece yıllar geçti, sergiler açıldı, suluboya aşkı ve hasreti bitmeden de ayrılma zamanı geldi.

Çünkü suluboyada soyutun imkânlarını zorlamak yoktu. Ve boyut meselesi gündeme gelmişti. Yağlıboya kokusunu, tuvalin her dokunuşta hafifçe yaylanarak cevap vermesini özlemiştim.  Tuvalleri büyütüp yağlıboyaya geçtim. Modern resim her yenilik gibi başta itilmeye mahkûm, dünyayı değiştirme işareti veren her sanatsal faaliyet egemen sınıflar tarafından tehlike olarak görülür, hele egemen sınıfın kültür düzeyi çok sığsa… Benim resmimde aşağıdan yukarıya doğru yükselen acı ve karanlık içinde umudu ve yaşama sevincini barındıran süperpoze katmanlar var. Kıpırdayan diyalektik diyorum ben ona. Tabii ki resmi yaparken hedef koyup bunları düşünmüyorum; bittikten sonra, ona bakarken duygularımı onun bitmişi içinde değerlendiriyorum. Resim yarar sağlama amacı gütmez ama verdiği hazla ruhumuza öyle iyi gelir ki… Sanat Tarihi çok resme ev sahipliği yaptı ama hala yapılmamış resimler var ve sanırım iyi sanatçılar da bu resimlerin peşinde…